NE DARBE NE DİKTA; YAŞASIN BAĞIMSIZ, DEMOKRATİK, LAİK TÜRKİYE!
[ DEPREM BİR DOĞA OLAYIDIR, AFETİ İSE ÇOĞU ZAMAN İNSANLAR YARATIR! BU NEDENLE AFET KADER DEĞİLDİR!.. ] TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

ANA SAYFA   İLETİŞİM   WEBMAIL ERİŞİMİ   SİTE HARİTASI   ARAMA   BELGE KONTROL   ÜYE GİRİŞİ

İMO ANA SAYFA
Üye İşlemleri Referans Belgesi Tescilli İşyerleri Kongre Sempozyum Çalıştay Programı GENÇ-İMO Sıkça Sorulan Sorular

20 NİSAN 2018, CUMA   

4

DEPREM BİR DOĞA OLAYIDIR, AFETİ İSE ÇOĞU ZAMAN İNSANLAR YARATIR! BU NEDENLE AFET KADER DEĞİLDİR!..

    Yayına Giriş Tarihi: 14.03.2018 00:00   Güncellenme Zamanı: 21.03.2018 10:31:58  Yayınlayan Birim: GENEL MERKEZ  
 

Güncellenme Zamanı: 14.03.2018 14:39:17

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Gökçe, 01-07 Mart Deprem Haftası nedeniyle İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubemizde basın açıklaması yaptı.

DEPREM BİR DOĞA OLAYIDIR, AFETİ İSE ÇOĞU ZAMAN İNSANLAR YARATIR!
BU NEDENLE AFET KADER DEĞİLDİR!..
 
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Gökçe, 01-07 Mart Deprem Haftası nedeniyle İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubemizde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına; İMO Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Cem Oğuz, İMO Genel Sekreter Yardımcısı Bahaettin Sarı, İMO Proje Koordinatörü Ceylan Özkul, Antalya Şube Başkanı Mustafa Balcı, Şube Yönetim Kurulu Üyeleri İsmail Selçuk Yılmaz, Hüseyin Faruk Kara, Mustafa Murat Ayhan, Murat Yılmaz, Volkan Kılıçaslan ile birçok üyemiz katıldı.  

Gökçe`nin, 1-7 Mart Deprem Haftası nedeniyle İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesinde yaptığı açıklama: 

 

  Ülkemiz deprem başta olmak üzere çok sık aralıklarla birçok afetle karşı karşıya kalıyor. Yüz yıllık dönem içerisinde 100 binden fazla insanımızı depremler de toprağa gömdüğümüz gibi 700 bin mertebesinde yapımız da ağır hasar görmüş veya yerle bir olmuştur. Binlerce insanımız yaralanmıştır. Tarihimizin en büyük ve sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olan GÖLCÜK Merkezli Doğu Marmara Depreminin yaraları henüz sarılmamıştır. Bu depremde de 20 bine yakın insanımızı toprağa gömdük. Binlerce insan  yaralandı,  binlerce yapımız hasar gördü ve yıkıldı.16 milyar dolar mertebesinde ekonomik kayıp oluştu.

 
Antalya ve Deprem
Antalya ve  çevresi ,aktif fayların bulunduğu bir  bölgede yer alıyor. Gerek kara  gerekse denizde bulunan bu fayların büyük depremler ürettiği tarihsel dönemlere bakıldığında görülebilir. Fethiye-Burdur fayı, Aksu Fayı ve Antalya Fayı`dır.3 ekim 1944 Burdur depremi(büyüklüğü 7),18 Mart 1926 Finike Depremi(büyüklüğü 6.8),26 Haziran 1926 Rodos Depremi (büyüklüğü 7),25 Nisan 1957 Fethiye Depremi (büyüklüğü 7)
 
Kuzey Anadolu Fay Hattı Ülkemizin Depremselliği ve İstanbul
 
Kuzey Anadolu fay hattı dünyanın en tehlikeli faylarından biridir. Bingöl ilimizin Karlıova ilçesinden başlayıp Marmara Denizi`ne uzanan, oradan da Yunanistan`a geçen bir fay hattıdır. Bu fayın herhangi bir yerinde oluşan deprem, başka bir yeri, yeni bir depremle karşı karşıya bırakır. Bu nedenle 17 Ağustos Gölcük merkezli deprem, İSTANBUL`u deprem tehlikesi ile karşı karşıya bırakmıştır. Kuzey Anadolu fay hattının ürettiği tarihsel depremlere baktığımızda, yaklaşık 250 yıllık dönemlere denk gelen ve büyüklüğü 7 ve üzere büyüklükte olan depremlerin olduğunu görüyoruz.1766 Depremini dikkate aldığımızda 250 yıllık periyoda ulaşıldığı anlaşılmaktadır. Artı/eksi birkaç yıl sarkabilir. Yine İSTANBUL` un yaşadığı ve küçük kıyamet olarak bilinen 1509 yılı depremi ile 1766 yılında yaşanan deprem arasında 257 yıllık bir dönem var. 1509 İstanbul depremi de tarihe "Kıyamet Günü" olarak geçmiştir. Padişah kenti terk etmiştir.
 
1939 yılında Kuzey Anadolu fay hattının ürettiği ve 33.000 insanımızın ölümüne neden olan Erzincan Depremi ve, 1966 Varto, 1967 Adapazarı, 1971 Bingöl, 1983 Erzurum Ilıca, 1992 Erzincan, 1995 Dinar, 1998 Adana, 1999 Gölcük(Doğu Marmara) ve Düzce, 2003 Bingöl, 2011 Van depremi   ülke topraklarımızın nerede ise tümü deprem tehlikesi altında bulunuyor. Yine 2017 yılında yaşamış olduğumuz Çanakkale, Manisa, Adıyaman, İzmir ve Bodrum yakınlarında ortaya çıkan deprem, ülke topraklarımızın sürekli olarak deprem tehlikesi altında bulunduğunu ortaya koyuyor.
 
Açıkçası ülke topraklarımızın %92 deprem tehlikesi altında; % 66`sı ise birinci ve ikinci derecede tehlikeli deprem bölgesinde yer almaktadır. Nüfusu bir milyonun üzerinde bulunan 11 büyük kent ve ülke nüfusumuzun yüzde 70`i, deprem tehlikesi altında bulunuyor. Yine,  büyük sanayi tesislerinin yüzde 75`i de deprem tehlikesi altındadır. Üstelik bu tesislerin çoğunluğu Doğu Marmara`da toplanmıştır. Ülkemizin topraklarında 1900`lü yılların başından günümüze kadar otuza yakın büyük ölçekli deprem meydana gelmiş ve resmi kayıtlara göre 100 binden fazla insan hayatını kaybetmiş, binlerce insanımız yaralanmış, binlerce yapı yerle bir olmuş veya önemli ölçüde hasar görmüştür.  Ayrıca bu depremler kırsal alanda değil de kentleşmiş alanda ortaya çıkan depremlerdir.
 
17 Ağustos 1999 Gölcük Merkezli Deprem Milat Olsun Demiştik! Oldu mu?
 
17 Ağustos 1999 tarihinde yaşamış olduğumuz Gölcük merkezli deprem, 1939 yılında yaşanan Erzincan depreminden sonra büyük ölçüde can kaybı yaratan bir depremdir. Yapıların % 6`sı yıkıldı, %7`si ağır, %12`si de orta ölçekte hasar gördü. Açıkçası 17 Ağustos 1999 depremi, %25 mertebesinde yapı stokunun kullanılmaz hale gelmesine neden oldu.
 
Ayrıca İstanbul başta olmak üzere çevre iller de bulunan yapı stokunun yıkılması veya hasar görmesi büyük bir yüzleşmenin olması gerektiğini de ortaya koydu. Kaçak ve mühendislik hizmeti almadan üretilen yapıların oldukça fazla olduğu ve yaşanacak bir deprem de can ve mal güvenliğinin büyük bir tehdit altında bulunduğunu ülkemizi yönetenlerin önüne serdi. Gölcük merkezli deprem kuzeyden güneye, doğudan batıya her aileye az veya çok ölçüde dokundu. Büyük bir ekonomik kayıp ortaya çıktı, binlerce insan evsiz ve işsiz kaldı. Kent merkezli ve büyük bir deprem olarak tarihe geçti. Ülkemizi ve kentlerimizi yönetenler "deprem gerçeğini" yeni anladıklarını ifade ettiler. Bu nedenle biz;"17 Ağustos Depremi" ülkemizin bir "MİLADI" olsun diye tarihe not düştük.
 
17 Ağustos 1999 Depreminin 18.Yıldönümün de neler söyledik
 
 17 Ağustos 1999 depremi ve daha sonra yaşanan Bingöl depremi ülkemiz de kentsel yerleşmelerin mekânsal yaşam kalitesinin artırılmasına, can ve mal güvenliğinin sağlanmasına, ekonomik ve toplumsal yapının da güçlenmesine katkı sağlayacak mekânsal planlama sisteminin yeniden düzenlenmesi gibi bir zorunluluk yaratmıştır. İstanbul Anakent Belediyesinin hazırladığı İstanbul Deprem Master Planı(İDMP),Bayındırlık ve İskan Bakanlığının hazırlamış olduğu Deprem Şurası ve Kentleşme Şurası gibi geniş ve bilgi temelli katılımların ortaya çıkarmış olduğu önemli gerçekler var. Gerek kentlerimizin plan dışı büyümesi gerekse depremlerin ortaya çıkardığı gerçekler "Bütünleşik Kentsel Gelişme Stratejisi ve Eylem Planı" gibi bir çalışmanın yapılmasını öngörmüştür.
 
2012-2023 ULUSAL DEPREM STRATEJİSİ VE EYLEM PLANI (UDSEP-2023)
Deprem Güvenli Yerleşme ve Depreme Dayanıklı Yapılaşmanın Sağlanması
 
Güvenli olmadığı iyice anlaşılan yapı stokunun yıkıntıları arasından afet sonrası canlı insan kurtarma çabalarının ne kadar yetersiz kaldığı da anlaşılmıştır. Deprem sonrası ortaya konan bilgiler göstermiştir ki deprem yaşanmadan önce yapılacak çalışmalar ve harcamalar, deprem yaşanıp afete dönüştükten sonra ortaya çıkan ekonomik kayıptan en az 20 kat daha düşüktür.  Üstelik yaşamını kaybeden insanların varlığı da toplum için son derece önemlidir. Depreme hazırlık konusunun en temel yanı yapı stokumuzun deprem güvenlikli bir hale getirilmesidir. Yapı stokumuzun önemli bir kısmı yaşanacak depremde hasar görecek can ve mal kayıplarının ortaya çıkmasına neden olacaktır.  Her afetten sonra sık sık yapılan "yara sarma" anlayışının dışında bilimin, tekniğin, mühendisliğin ve aklın gerektirdiği işlerin yapılması öncelikler arasında yer almalıydı. Yapılarımızın deprem riski taşıması değil deprem güvenliği olacak şekilde üretilmesi gerekirdi. Bu anlayış doğrultusunda alınacak önlemlerle deprem zararlarını kabul edilebilir sınırlara indirmek mümkün olabilirdi.
 
Ülkemizi, kentlerimizi, yapılarımızı depreme karşı hazırlamanın üç temel yolu bulunmaktadır.
 
1-Mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, onarılması ve güçlendirilmesi.
2- Yeni yapılacak olan yapıları; bilimin, tekniğin ve mühendisliğin ortaya koyduğu ilkeleri yapı üretim sürecinin içine sokmaktır. Bu nedenle proje üretim sürecinden başlayarak yapı üretim sürecinin tüm evreleri sertifikalı mühendisler tarafından denetlenmelidir.
3-Ortaya çıkabilecek riski azaltmak için yapıların sigorta kapsamına alınması da deprem zararlarını azaltmanın önemli bir yolu olarak söylenebilir.
 
Kentsel Dönüşüm Uygulamaları Nasıl Yapılıyor?
"Kentsel Dönüşüm" yasası kentlerimiz de bulunan yapı güvenliği olmayan yapı stokumuzun yenilenmesini piyasa koşullarına bağlayan bir yasadır. Binanızı yenileyecek olan müteahhit için tek amaç ticari bir riske girmemektir.
Eskimiş, yıpranmış ve deprem güvenliği olmayan yapılı alanların yıkılıp yeniden yapılmasını sağlayacak 6306 sayılı "Afet Riski Altında Bulunan Alanların Dönüştürülmesi" adıyla, kısaca "Kentsel Dönüşüm" denilen bir yasa ortaya kondu.  Kentsel dönüşüm yoluyla yapı stokunun deprem güveliklerinin sağlanması tek çözüm yolu olarak uygulamaya sokuldu. Yapı stokunun onarım ve güçlendirilmesi yok sayılarak YIK-YAP anlayışı kurtuluş yolu olarak ifade edilmektedir.
 
Kentsel dönüşüm; sosyal adalet, sosyal gelişim, sosyal bütünleşme, tarihi ve kültürel mirasın korunması, zarar azaltma ve risk yönetimi ile birlikte kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınmalıdır.
 
1-7 Mart Arası Kutlanan Deprem Haftası Nedir?
İnsanların dikkatini deprem konusuna çekmek için bir dizi etkinlikler yapılmaktadır. Okullar da yapılan başarılı çalışmaları bilince çıkarmak ve ödüllendirmek gerekiyor. Depreme daha fazla hazır olunmasını sağlayacak önlemlerin alınması risklerin azaltılması için büyük önem taşıyor.
Afetlere karşı toplumsal bir duyarlılık oluşturulması için 1-7 mart tarihleri arasında çeşitli aktiviteler yapılmaktadır.
 
Özetlersek
·Ülkemiz toprakları büyük ölçüde deprem tehlikesi altında bulunuyor. Nerede ise her gün ülkemizin bir yerinde bir deprem yaşıyoruz. Yapılarımızın önemli bir kısmı kaçak ve mühendislik hizmeti almadan üretilmiştir.17 Ağustos Depremi yapılarımızın %25`ini oturulamaz duruma getirmiştir. Orta ölçekli depremler de bile yapılarımız hasar görüyor can kayıpları oluyor. Bilimin tekniğin ve mühendisliğin gerekleri yapılmıyor. Deprem yönetmelikleri uygulanmıyor, yapı denetim mekanizması işlemiyor.
·Plan kavramı geri itilmiş patronaj ilişkileri ile yeni imtiyaz alanları oluşturulmuştur.
·Kentler, mega projeler yapılarak üzerinden para kazanılan bir yer, bir araç olarak görülmüştür. Mega projeler ortak yaşamımızı daha sağlıklı yapan projeler değildir. Bu projeler kent üzerinden para kazanılan ve kente çeşitli riskler yükleyen projelerdir. Bu anlayışla yönetilen kentler yeni afetlerle karşı karşıya kalır.
·Antalya`da, İstanbul`da, Bursa`da, Karadeniz`de ve başka yerler de iklim değişikliğinden kaynaklanan can ve mal kayıpları yasa koyucuların, ülke ve kent yöneticilerinin ve uygulayıcıların ticari kaygıyla hareket etmelerinden kaynaklanmaktadır.
·Kentlerimizde bulunan boş alanları, dere yataklarını, dolgu alanlarını yapılaşmaya açmamak gerekiyor. Sıcaktan bunalan insanların serinleyebilecekleri yerleri koruyarak deprem sonrası toplanma alanı ve çadır kurulacak yer olarak planlamak gerekiyor.
·Devlet bürokrasisinin sürekli olarak değiştirilmesi, LİYAKATIN dikkate alınmaması, ticaret, cemaat ve şirket yakınlığına göre hareket edilmesi sorunları büyütmüştür.
·Deprem bekleyen İstanbul ve Bursa gibi kentlerimiz de bütünlüklü bir planlama yerine YIK-YAP anlayışına dayanan bir Kentsel Dönüşüm yeni sorun alanları yaratmıştır.
·Teknik, bilimsel, ekonomik ve sosyolojik dayanakları olmayan birinci sınıf tarım alanları yapılaşmaya açılmıştır. Bu kararları denetleyecek bir sistemin kurulmaması da sorunları iyice büyütmüştür.
·Kaçak ve mühendislik hizmeti almadan yapılar üretilmiştir. Yapı denetimi bilimsel esaslara göre işletilmemiştir. Formaliteyi tamamlayan ve ruhsat almayı sağlayan bir anlayışla yürütülmüştür.
·Bugün kentlerimiz ulaşım sorunundan doğal dokunun korunmasına, deprem yıkımının azaltılmasına, tarihi yapıların güçlendirilip geleceğe devredilmesine, tarihi kentlerin siluetinin bozulmasına kadar birer sorun alanına dönüşmüştür.
·Yıkılacağı ifade edilen 7 milyon konuttan çıkacak malzeme atıklarının ne olacağı ile ilgili bir çalışma yoktur. Deniz mi doldurulacaktır?
·Trafikte her yıl 7000 insanımızı, iş cinayetlerinde 2000 ne yakın insanımızı kaybediyoruz. Dünya da ki birinciliğimizi kimseye bırakmıyoruz.
·Mühendislik eğitiminde ciddi bir sorun var. Fiziki şartları ve öğretim kadroları yetersiz, laboratuvarı olmayan ve kontenjanı oldukça fazla okullarda eğitim ve öğretim yapılıyor.
·Halen kentlerimiz de yıkılıp yeniden yapılmayı veya güçlendirmeyi bekleyen çok sayıda hastane, poliklinik, okul ve kamu yapıları var.
·Oldukça fazla yüksek yapı yapılmasına rağmen halen yüksek yapılarla ilgili bir yönetmeliğimiz yok.
·2012-2023 yıllarını kapsayan Deprem Strateji ve Eylem Planına göre 2017 yılına kadar yetkin mühendislik yasası çıkarılacaktı. Yürütücülüğünü TMMOB`nin yapacağı bu çalışma henüz başlamadı. Bir yandan da yetkin mühendislik yerine çıkarmış olduğumuz Referans Belgesi verilmesi ile ilgili yönetmeliğin iptaline ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı dava açmıştır.
·Afet bir olayın kendisi değil doğurmuş olduğu sonuçlardır. Afeti yasa koyucular, ülkemizi ve kentlerimizi yönetenler elbirliği ile hazırlıyorlar.


Okunma Sayısı: 150

Tüm Haberler »

Sayfayı Yazdır

   

TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
NECATİBEY CADDESİ NO:57 KIZILAY-ANKARA
TEL : +90 312 294 30 00   FAKS : +90 312 294 30 88