Laiklikten, Haklarımızdan, Eşitlikten, Emeğimizden, Barışı Savunmaktan Vazgeçmiyoruz!
İMO Ankara Şubesi Kadın İnşaat Mühendisleri Komisyonu tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yayımlandı

İMO Ankara Şubesi Kadın İnşaat Mühendisleri Komisyonu tarafından8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bir açıklama yayımlandı. Açıklamada; kadınların eşitlik, laiklik, yaşam hakkı ve emek mücadelesine dikkat çekilirken, artan kadın cinayetleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çalışma yaşamındaki sorunlar ve kadın haklarına yönelik politikalara değinildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Hayatlarımıza, talan edilen yaşam alanlarımıza, ranta çevrilen zeytinliklerimize, ormanlarımıza, derelerimize, meralarımıza, aynı dünyayı paylaştığımız tüm canlılara ve bilimden koparılan üniversitelerimize sahip çıkıyoruz. Medeni haklara göz dikenleri, anayasal eşitlik ve laiklik ilkesini yok sayanları, kadınların ve çocukların nafakasına el uzatanları, ayrımcılık yapanları, istismarı affedenleri, kadın cinayetlerini görmezden gelenleri AFFETMİYORUZ, AFFETMEYECEĞİZ! Özgürlüklerin keyfi olarak kısıtlandığı, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletinin devre dışı bırakıldığı bu karanlık dönemde; her türlü engele inat dayanışmayı ve mücadeleyi büyüterek demokrasiden, Cumhuriyet değerlerinden, laiklikten ve barıştan yana baretlerimizin sesini yükseltiyoruz!” denildi.
Açıklamanın tamamı için:
Laiklikten, Haklarımızdan, Eşitlikten, Emeğimizden, Barışı Savunmaktan Vazgeçmiyoruz!
8 Mart; eşitsizliklere, ayrımcılığa, şiddete ve sömürüye karşı direnen, mücadele eden, emeğiyle hayatı var eden ve barışı savunan dünya kadınlarının günüdür.
172 yıl önce bugün iş yaşamındaki hakları için mücadele eden ve bu uğurda yaşamlarını kaybeden kadınları, ayrıca yüzyıllardır haklarımız için mücadele eden dünya kadınlarını selamlıyoruz.
8 Mart 2026 Dünya Kadınlar Günü’ne dünyada savaşın, ülkede ekonomik krizin, kadın kazanımlarına ve insan haklarına yönelik saldırıların yaşandığı bir ortamda giriyoruz. Biz kadınlar BARIŞ istiyoruz. Çünkü her savaşın bir avuç kazananına karşın başta yoksullar, kadınlar ve çocuklar olmak üzere milyonlarca kaybedeni olduğunu biliyoruz.
Birkaç gün önce İran’da kız çocuklarının okulu hedef alınarak iki kez bombalandı; 168 kız çocuğu yaşamdan koparıldı. Şiddetin her türlüsünün acısını en iyi bilen kadınlar olarak evde, iş yerinde, sokakta ve dünyada barış; şiddetten uzak ve güvenli bir yaşam istiyoruz.
YURTTA VE DÜNYADA BARIŞ!
Ülkemizde ise toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, kadın işsizliğinin ve yoksulluğun yalnızca konuşulduğu bir 8 Mart haftasını daha yaşıyoruz.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği yalnızca kadınların değil, toplumun bütününün her anlamda gelişimini engelleyen temel bir insan hakları sorunudur. Kamucu politikalar ve kararlı uygulamalarla desteklenmediği sürece eşitliğin sağlanamayacağını tüm veriler ortaya koymaktadır.
Türkiye, 1932 yılında ILO’ya üye olmasına rağmen, Haziran 2021’de yürürlüğe giren ve özellikle kadınlar açısından hayati önem taşıyan “Çalışma Yaşamında Şiddet ve Taciz” konulu ILO’nun 190 sayılı sözleşmesini hâlâ imzalamamıştır.
ILO 190 İMZALANSIN!
Kadınlar sadece ekonomik anlamda değil, yaşam hakkı ve edinilmiş haklarımız açısından da tehdit altındadır. Kadınların insan haklarında ilerleme yaşanması gerekirken laik ve özgür yaşam hakları daraltılmış, bir gece yarısı sabaha karşı tarafı olduğumuz İstanbul Sözleşmesi’nden imzamızın geri çekildiğini öğrenmiş bulunuyoruz.
Kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi, faillere caydırıcı cezalar verilmesi ve mağdurların korunması konusunda devlete sorumluluklar yükleyen İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz!
Bu ülkede kadınlar; yaşları, etnik kökenleri ve meslekleri fark etmeksizin yaşam hakkını korumaya çalışmaktadır. 11. Yargı Paketi ile yeniden düzenlenen infaz yasası sonucunda birçok fail serbest bırakılmıştır. Ocak ayında öldürülen üç kadının failinin eski hükümlü olması tesadüf değil, cezasızlık düzeninin doğrudan sonucudur.
2026 yılının ilk iki ayında 45 kadın cinayeti, 25 şüpheli kadın ölümü gerçekleşmiştir.
KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR!
“Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 Sayılı Kanun” korur.
Etkin olarak uygulansın!
Tarafı olduğumuz “Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW)” uygulanmalıdır.
Aile hukukunu sil baştan yazmaktan söz edenler, 12. Yargı Paketi kapsamında 100 yaşını kutladığımız Medeni Kanun’un laik ve eşitlikçi özünü bozarak kadınların medeni haklarını gasp etmeyi hedeflemektedir.
“Hızlı boşanma” bahanesiyle derin yoksulluğa mahkûm edilen kadınların nafaka haklarına göz dikilmekte, kadınlar aile arabuluculuğu masasına oturtulmak istenmektedir. “Esnek çalışma saatleri” cazibesiyle kadınların iş yaşamındaki varlığı yerine bakım yükü ve kadınlardan beklenen cinsiyet rolleri meşru zemine oturtulmaya çalışılmaktadır.
“Aile Yılı” politikalarıyla 11. Yargı Paketinden kadın örgütlerinin mücadelesiyle çıkarılan LGBTİ+ bireylere yönelik düzenlemeler, 12. Yargı Paketi kapsamına tekrar alınarak nefret söylemini teşvik etmektedir.
Cinsel ilişkiyi reddettiği için katledilen kadının failine “elem ve öfke” indirimi verilmesi ve kararın Yargıtay tarafından onanması; kadınların açık rızasını, “hayır” deme hakkını korumak yerine failin duygusunu merkeze alan ataerkil bir yargı pratiğine tanıklık ettiğimizi göstermektedir.
Yine TBMM’de bir milletvekili, sezaryen doğum karşıtlığı ve vajinal doğum propagandası yaparak adeta Orta Çağ’dan kalma bir anlayışla “mahremiyetin korunması” söylemi üzerinden kadın hastalıkları ve doğum hastanelerinde tüm personelin kadınlardan oluşması gerektiğini önererek kadınların sağlık haklarına müdahale etme cüretini göstermiştir.
3308 sayılı MESEM Kanunu kapsamında çocukların ucuz iş gücü olarak kullanılması, kız çocuklarının erken yaşta evliliğe ve çocuk işçiliğine zorlanması toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmektedir. Çocuk iş cinayetleri ve istismarının geçtiğimiz yıl görünür şekilde arttığı bilinmektedir.
Öğretmenlerin itibarsızlaştırılması sonucu öğretmenlere yönelik şiddet de artmaktadır. Ramazan ayı nedeniyle okullarda ötekileştirmeye neden olabilecek, laiklikten uzak uygulamaların küçücük çocuklara ve öğretmenlere dayatıldığına; üniversitelerde eğitim sürecinin kısaltılması gerektiğinin ifade edildiği gündemlere tanıklık ediyoruz.
İnşaat mühendisliği alanında kadın mühendislerin sayısı artmış olmasına rağmen, iki kadın inşaat mühendisinden biri işsizdir. Çalışan kadın mühendisler ise eşit işe eşit ücret ve mobbingle mücadele etmektedir.
Oysaki bilimin ve tekniğin ışığında mesleğin kadını erkeği olmaz. Kadın emeğinin görünür olması, tüm toplumun refah seviyesini de yükseltir.
İnşaat mühendisi kadınlar BURADAYIZ;
Hayatlarımıza, talan edilen yaşam alanlarımıza, ranta çevrilen zeytinliklerimize, ormanlarımıza, derelerimize, meralarımıza, aynı dünyayı paylaştığımız tüm canlılara ve bilimden koparılan üniversitelerimize sahip çıkıyoruz.
Medeni haklara göz dikenleri, anayasal eşitlik ve laiklik ilkesini yok sayanları, kadınların ve çocukların nafakasına el uzatanları, ayrımcılık yapanları, istismarı affedenleri, kadın cinayetlerini görmezden gelenleri AFFETMİYORUZ, AFFETMEYECEĞİZ!
Özgürlüklerin keyfi olarak kısıtlandığı, laik, demokratik ve sosyal hukuk devletinin devre dışı bırakıldığı bu karanlık dönemde; her türlü engele inat dayanışmayı ve mücadeleyi büyüterek demokrasiden, Cumhuriyet değerlerinden, laiklikten ve barıştan yana baretlerimizin sesini yükseltiyoruz!
YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI!
YAŞASIN İMO KADIN ÖRGÜTLÜLÜĞÜ!
YAŞASIN TMMOB KADIN ÖRGÜTLÜLÜĞÜ!
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi
27. Dönem Kadın İnşaat Mühendisleri Komisyonu