Dört Yıllık Lisans Eğitiminin Süresinin Kısaltılmasına İlişkin TMMOB Görüşü
Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar tarafından kamuoyuna açıklanan “dört yıllık lisans programlarının akademik takvimin yeniden düzenlenmesi yoluyla üç yılda tamamlanabilmesini hedefleyen model” konusunda Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) kapsamındaki mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı meslek alanları açısından Birliğimizin değerlendirmeleri ve görüşü, 17 Mart 2026 tarihinde kamuoyunun bilgisine sunuldu.
1. Üniversite Özerkliği ve Akademik Yetki
Anayasa’nın 130. maddesi uyarınca üniversiteler özerk kamu tüzelkişilikleridir. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu gereğince eğitim-öğretim programlarının hazırlanması ve akademik kararların alınması üniversite senatolarının yetkisindedir.
Merkezi düzeyde belirlenen ve lisans programlarının fiilen üç yıla indirilebilmesini öngören bir akademik takvim modelinin, üniversitelerin bilimsel özerkliği üzerinde baskı yaratacağı açıktır. Akademik takvim ve eğitim süresi gibi öğretimin ve öğrenimin niteliğini doğrudan etkileyen düzenlemeler, üniversite senatolarının bilimsel değerlendirmesine bırakılmalıdır.
Üniversiteler yalnızca uygulayıcı kurumlar değildir; bilimin üretildiği, araştırmanın yürütüldüğü ve eleştirel düşüncenin geliştiği özerk yapılardır. Bu çerçevede yükseköğretimin yapısına ilişkin köklü değişiklikler, merkezi tasarruflarla değil akademik topluluğun katılımıyla şekillenmelidir.
2. Mühendislik, Mimarlık ve Şehir Plancılığı Eğitiminin Yapısal Özellikleri
Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı programları;
- Güçlü bir temel bilim altyapısı,
- Birbirine zincirleme bağlı alan dersleri,
- Laboratuvar, tasarım, modelleme, atölye, proje ve saha çalışmaları,
- Çok disiplinli çözüm tanımlama, tasarım ve üretim süreçleri,
- Zorunlu staj ve mesleki uygulama deneyimi üzerine inşa edilmiştir.
Bu programlarda dersler hem eğitim bilimi açısından hem de bilimsel ve teknik gelişmelerdeki zorunluluk gereği belirli bir sırayı izlemekte, bir ders tamamlanmadan bir üst aşamaya geçilememektedir. Özellikle temel matematik ve fen bilimleri altyapısındaki -ortaöğretimin niteliğinden kaynaklanan- eksiklikler nedeniyle öğrencilerin ilk yıllarda yoğun olarak matematik ve temel bilim dersleri aldığı bilinen bir gerçektir. Öte yandan öğretim izlencelerinde teknolojik gelişmeler ve çağın gerektirdiği çok disiplinli çalışmalar, projeler ve bu bağlamda açılan çok sayıda seçmeli ders de yer almaktadır. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı programlarının üç yılda tamamlanması zordur; kaldı ki mimarlık ve denizcilik gibi meslek alanlarındaki lisans programlarının süresinin beş yıla çıkarılması istemi de gündemdedir.
Avrupa Yükseköğretim Alanı (EHEA) kapsamında tanımlanan AKTS uygulamasına göre tam zamanlı bir akademik yıl 60 krediye karşılık gelmektedir. Dört yıllık lisans programlarında toplam 240 AKTS kredisi bulunmaktadır. Bu kredilerin üç yıllık bir modele eğitbilimsel bütünlük korunarak aktarılması, öğrenme çıktılarının niteliği düşürülmeden teknik olarak mümkün görünmemektedir. Bu yapısal özellikler dikkate alındığında, eğitimin 12–14 haftalık yoğunlaştırılmış dönemlere sıkıştırılması hem öğrenme sürecinin sindirilmesi ve edinilen bilginin özümsenmesini hem de bilimsel derinliği zedeleyecektir.
3. Uluslararası Akademik Standartlar ve Mesleki Yeterlilik Çerçeveleri
Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanlarındaki lisans programları yalnızca ulusal mevzuatla değil, Türkiye’nin dahil olduğu uluslararası yükseköğretim ve kalite güvencesi çerçeveleriyle de ilişkilidir. Avrupa Yükseköğretim Alanı (EHEA) ve Bologna Süreci kapsamında lisans düzeyi; belirli öğrenme çıktıları, kredi yükü, yeterlilik düzeyi ve akademik derinlik ilkelerine dayandırılmıştır.
Lisans eğitimi, kuramsal bilgi ile uygulama becerisini bütünleştiren, analitik düşünme kapasitesi ve bağımsız karar verebilme yetkinliği kazandıran bütünlüklü bir akademik aşama olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda süre, yalnızca takvimsel bir unsur değil, öğrenme sürecinin niteliğini belirleyen yapısal bir bileşendir.
Eğitimin fiilen üç yıla indirilebilmesini olanaklı kılan yoğunlaştırılmış bir model; iş yükü dengesi, kredi karşılıkları ve öğrenme çıktılarının içselleştirilmesi bakımından yeniden değerlendirilmesi gereken sonuçlar doğuracaktır. Öğrenme sürecinin sıkıştırılması, eğitimin niteliğinin örselenmesine, özellikle uygulamalı ve teknik alanlarda bilgi derinliğinin ve mesleki yetkinliğin zayıflamasına yol açabilecektir.
Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanlarında eğitim, yalnızca diploma verilmesini değil, bilimsel ve teknik olarak yetkin, kamu yararını gözeten meslek ve bilim insanlarının yetiştirilmesini amaçlar. Bu nedenle süreye ilişkin her düzenleme, akademik yeterlilik ve kalite güvencesi ilkeleri çerçevesinde ele alınmalıdır.
4. Kamusal Nitelik Taşıyan Meslekler Açısından Süre Kısaltmanın Yarattığı Riskler
Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı salt teknik uzmanlık alanları değil, doğrudan kamusal yaşamı, toplumsal güvenliği, çevresel sürdürülebilirliği, doğayı ve insan yaşamını doğrudan etkileyen meslek alanlarıdır. Bu mesleklerin icrası, yapı güvenliğinden altyapı sistemlerine, sanayi üretiminden kentleşme politikalarına, afet risklerinin azaltılmasından doğal ve kültürel varlıkların korunmasına kadar geniş bir kamusal sorumluluk alanını kapsamaktadır.
Bu nedenle söz konusu meslek alanlarında öğretim süresinin fiilen üç yıla indirilmesi, yalnızca eğitbilimsel bir düzenleme değildir; kamusal güvenliğin, toplum yararının ve mesleki sorumluluk mekanizmalarının zayıflatılması riskini barındıran yapısal bir müdahaledir.
Türkiye’nin deprem kuşağında yer aldığı, sanayi ve enerji altyapısının yüksek risk taşıdığı ve ülkemizde plansız kentleşmenin ciddi toplumsal sorunlar ve maliyetler doğurduğu göz önünde tutulduğunda statik, betonarme, yapı bilgisi, zemin mekaniği, ulaştırma, enerji sistemleri, altyapı planlaması ve kentsel tasarım gibi derslerin yoğunlaştırılarak yüzeyselleştirilmesi kabul edilemez.
Kamusal nitelik taşıyan bu mesleklerde bilgi ve beceri eksikliği yalnızca bireysel bir yetersizlik değil, telafisi mümkün olmayan toplumsal sonuçlar doğurabilecek bir güvenlik sorunudur. Eğitim süresinin kısaltılması, mesleki karar alma süreçlerinde bilimsel ve teknik irdelemenin yetersiz kalmasına, risk analizlerinin gereğince yapılamamasına ve kamu yararının ikinci plana itilmesine yol açabilecektir.
Mühendis, mimar ve şehir plancıları, kamusal sorumluluğu olan, hukuken ve vicdanen topluma karşı yükümlü meslek insanlarıdır. Bu sorumluluğun gerektirdiği bilimsel formasyon, eleştirel düşünme kapasitesi ve teknik yeterlilik, hızlandırılmış ve yoğunlaştırılmış bir eğitim modeliyle sağlanamaz.
Dolayısıyla eğitim süresinin fiilen kısaltılması, kamusal niteliği olan mesleklerin toplumsal işlevini zayıflatacak; uzun erimde kamu güvenliği, afetlere karşı direnç, doğanın korunması ve yaşam çevresinin niteliği üzerinde ciddi riskler yaratacaktır.
5. Akademik Kadrolar ve Araştırma Üzerindeki Etkiler
Önerilen model;
- Öğretim üyelerinin 12 ay boyunca kesintisiz ders yükü altında kalmasına,
- Araştırma, proje üretme ve bilimsel gelişim faaliyetlerinin zayıflamasına,
- Öğrencilerin sosyal, kültürel ve entelektüel gelişim alanlarının daralmasına neden olabilecektir.
Yoğunlaştırılmış üç yıllık eğitim modeli, akademik kadroların araştırma, proje gerçekleştirme ve uluslararası indeksli yayın üretme süreçlerini olumsuz etkileyecek, özellikle araştırma üniversitelerinde bilimsel üretimin zayıflamasına yol açacaktır.
Üniversite yalnızca öğretime odaklanmış ve ders verilen bir kurum değildir; araştırma yapılan, tartışma yürütülen, kültür ve sanatla beslenen bir bilim ortamıdır.
6. Staj, Uygulamalı Eğitim ve Mesleki Gelişim Süreçleri
Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı eğitiminde staj ve uygulamalı eğitim, kuramsal bilginin toplumsal üretim süreçleriyle buluştuğu en önemli aşamadır. Oysa ülkemizde mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı öğrencilerinin staj yeri bulmakta ve öğrenimlerini besleyecek düzeyde nitelikli staj yapmakta çok ciddi sorunlar yaşadığı bilinmektedir. Öyle ki günümüzde staj süreçleri, eğitimin organik bir parçası olmaktan çıkmış, öğrenciler için mezuniyet önünde bir "idari engel", işverenler için "angarya" veya "ucuz işgücü" haline gelmiştir.
Yaz dönemlerinin akademik takvime dahil edilmesi, öğrencilerin zorunlu stajlarını, saha çalışmalarını ve mesleki uygulama deneyimlerini gerçekleştirmelerini güçleştirecektir. Ayrıca yaz dönemleri; mesleki yarışmalar, atölye çalışmaları, meslektaş ilişkileri ve enformel öğrenme süreçleri bakımından öğrencilerin gelişimine katkı sağlayan önemli dönemlerdir. Bu süreçlerin ortadan kaldırılması eğitimin tamamlayıcı boyutunu zayıflatacaktır.
Öte yandan, 6 Şubat 2026’da yayımlanarak yürürlüğe giren Yükseköğretimde Uygulamalı Eğitimler Çerçeve Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, işletmede mesleki eğitimi “Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen yükseköğretim kurumları ve programlarda en az bir dönem süreyle işletmelerde gerçekleştirilen uygulamalı eğitim” olarak tanımlamaktadır. Yönetmeliğin 12. maddesinde ise “İşletmede mesleki eğitim; programın niteliği, sektörün ihtiyaçları ve TYYÇ’de tanımlı öğrenme kazanımları dikkate alınarak Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslara göre en az bir dönem süreyle yürütülür. Bu eğitim; öğrencinin bilgi, beceri ve yetkinlik düzeyini artırmaya yönelik olarak, gerçek iş ortamında ve ilgili meslek alanına uygun işletmelerde gerçekleştirilir” denmektedir.
Söz konusu yönetmelikle tanımlanan en az bir dönemlik işletmede mesleki eğitimin hangi lisans programlarında uygulanacağı belirsiz olmakla birlikte TMMOB kapsamındaki meslek alanları açısından değerlendirildiğinde bu durum lisans eğitimin süresinin kısalması sonucunu doğurabilecektir. Diğer yandan ülkemizde işsizliğin giderek arttığı, sanayi ve hizmet kesimlerindeki çok sayıda işyerinin kapandığı ortadayken bir dönem süreyle mesleki eğitim ortamı sağlayacak nitelikli işletmelerin bulunması ve bu işletmelerde öğrencilerin çalışmalarını yakından gözlemleyip onları yönlendirecek ilgili dalda uzman kişilerin olması olasılığı da düşük görünmektedir.
TMMOB’ye bağlı meslek odaları, staj yeri arayan öğrencilere destek olmak üzere çeşitli uygulamalar yapmakta, stajyerlerin sorunlarıyla da yakından ilgilenmektedir. Ancak yıllar içinde bölüm sayısı ve kontenjanların katlanarak artması, stajyer almak isteyen işyeri sayısının gün geçtikçe azalması, işletmelerin öğrencinin özgeçmişine, not ortalamasına ya da işyerinin verdiği ödeve dayalı eleme yöntemleriyle stajyer kabul etmesi, staj yeri bulma sorunun Odalar aracılığıyla çözülmesini de olanaksız kılmaktadır. Sonuç olarak staj ve işletmede mesleki eğitim, piyasanın insafına ve eleme düzeneklerine, öğrencilerin kişisel çabalarına ve şansına bırakılamayacak kadar stratejik bir eğitim aşamasıdır ve ülke gerçekleriyle örtüşen yasal düzenlemelerin yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
7. Nitelik Sorunu Süre Sorunu Değildir
Türkiye’de yükseköğretime ilişkin tartışmanın merkezine eğitim süresinin yerleştirilmesi, eğitim niteliğinin ve yapısal sorunların görünmez hale gelmesine yol açmaktadır. Sorun, lisans eğitiminin dört yıl sürmesi değil, yükseköğretimin ülkenin kalkınma, üretim ve istihdam politikalarıyla bütünlüklü bir planlama çerçevesine oturtulamamış olmasıdır.
Son yirmi yılda üniversite ve bölüm sayısındaki artışa koşut olarak mezun sayısı yükselmiş; ancak bu artış, nitelikli istihdam olanaklarıyla desteklenmemiştir. Üniversite mezunları arasındaki işsizlik oranlarının genel işsizlik oranlarının üzerinde seyretmesi, buna bağlı olarak mesleklerimizin değersizleşmesi, başat sorunun süre değil, planlama ve üretim modeli olduğunu açık biçimde göstermektedir. Son zamanlarda kimi bölümlerin kontenjanlarının düşürülmesi ise herhangi bir planlamaya dayanmadığı gibi geçmişin gözde meslekleri olan mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığına ilginin azalması ve gençlerin bu dalları tercih etmemesinin sonucudur.
Bu koşullarda eğitimin süresini kısaltmak, gençlerin daha erken mezun olmasını sağlamak dışında yapısal bir çözüm üretmemektedir. Aksine, mezun arzını artırarak mevcut istihdam sorunlarını katlayarak büyütme ve mesleki emeğin değerini aşağı çekme riski taşımaktadır. Bu durum özellikle mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanlarında uzmanlık gerektiren mesleki konumların zayıflamasına yol açabilecektir.
Yükseköğretimin temel amacı diploma vermek değil, toplumsal gereksinimleri karşılayabilecek nitelikli insan gücü yetiştirmektir. Bu hedefe ulaşmanın yolunu da ancak planlı istihdam politikaları, güçlü akademik altyapı ve bilimsel-teknik niteliği önceleyen bir yükseköğretim modeli oluşturur.
Dolayısıyla mesele, eğitimin kaç yıl sürdüğü değil, yükseköğretimin hangi toplumsal ve ekonomik perspektifle yapılandırıldığıdır. Süre tartışması, bu temel sorunun yerini alamaz.
SONUÇ
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve Birliğimize bağlı meslek odaları, lisans programlarının fiilen üç yıla indirilecek biçimde yoğunlaştırılmasının yükseköğretimin bütünlüklü yapısı açısından ciddi sakıncalar barındırdığını değerlendirmektedir.
Böyle bir düzenlemenin, Türkiye’nin dahil olduğu uluslararası akademik yeterlilik ve mesleki çerçevelerle uyum bakımından sorunlar yaratabileceği, Avrupa Yükseköğretim Alanı kapsamındaki AKTS uygulaması, iş yükü dengesi ve kalite güvencesi ilkeleriyle çelişebileceği açıktır. Eğitim süresinin kısaltılması, özellikle kamu güvenliğiyle doğrudan ilişkili mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanlarında mesleki yeterlilik düzeyini zayıflatma ve uzun erimde toplumsal riskler doğurma potansiyeli taşımaktadır.
Akademik takvimin yoğunlaştırılması öğretim üyelerinin araştırma yapma, proje gerçekleştirme ve bilimsel gelişim süreçlerini olumsuz etkileyecek; üniversitelerin bilim üretme kapasitesini geriletecektir. Sürecin merkezi bir idari tasarrufla yürütülmesi ise üniversitelerin anayasal güvence altındaki özerkliğini tartışmalı hale getirecek, akademik karar alma mekanizmalarını zayıflatacaktır.
Bu nedenle Yükseköğretim Kurulu’nun söz konusu düzenlemeyi merkezi bir uygulama olarak yaşama geçirmek yerine, üniversitelerin senatolarında kapsamlı ve bilimsel değerlendirmeye açması gerektiği kanısındayız. Yükseköğretim politikalarının odağında eğitim süresinin kısaltılması değil, eğitimin niteliğinin artırılması, araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi ve akademik özgürlüğün güvence altına alınması yer almalıdır. Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı alanlarında kamu güvenliği ve mesleki yeterlilik ilkeleri esas alınmadan yapılacak her düzenleme, telafisi güç sonuçlar doğurabilecektir.
Akademik eğitim, dar anlamda işgücü piyasasına uyarlanmış bir hızlandırılmış sertifikasyon sürecine indirgenemez. Türkiye’nin gereksinimi hızlandırılmış diplomalar değil, bilimsel üretim gücü yüksek, özerk yapısını koruyan, kamusal sorumluluk bilinciyle hareket eden ve nitelikli insan gücü yetiştiren üniversitelerdir.
Saygılarımızla,
TMMOB Yönetim Kurulu