Suyu Ticarileştiren Politikalara Karşı Kamusal ve Bilimsel Bir Su Kanunu Zorunluluktur

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulunun, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlıkları sürdürülen Su Kanunu taslağı hakkında, 5 Mayıs 2026 tarihli açıklaması.

Eklenme Tarihi: 05/05/2026

Su, yaşamın vazgeçilmez ve ikame edilemez bir unsurudur. Artan nüfus, iklim değişikliği, çevresel kirlilik ve küresel ölçekte suyun metalaştırılmasına yönelik politikalar, su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün artırmaktadır. Türkiye’de su yönetiminin çok başlı ve parçalı yapısı ise koordinasyon eksikliği, yetki karmaşası ve hizmet aksaklıklarına neden olmakta; özellikle dar gelirli kesimlerin güvenli suya erişimini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle su yönetiminde kamu yararını esas alan, bütüncül ve güçlü bir kurumsal yapının oluşturulması artık bir tercih değil zorunluluktur.

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlıkları sürdürülen Su Kanunu taslağı ülkemizin su varlıklarının geleceği açısından hayati sorunlar içermektedir. Özellikle suyun ticarileştirilmesine kapı aralayabilecek düzenlemeler ile yönetimin büyük ölçüde merkezi idareye bırakılması, suyun kamusal niteliği ve adil erişim hakkı açısından önemli riskler barındırmaktadır. Hazırlanacak kanunun, suyla ilgili tüm mevzuatı ve kurumları tanımlayan kapsayıcı bir çerçeve yasa niteliği taşıması gerektiği açıktır.

Başta belirtmek gerekir ki su, sadece bir doğal kaynak değil, tüm canlılar için yaşam kaynağı ve en temel insan hakkıdır; bu nedenle kamusal niteliği korunarak herkesin yeterli miktar ve kalitede suya fiziksel ve ekonomik olarak eşit erişimi garanti altına alınmalıdır. Sosyal devlet ilkesinin bir gereği olarak su hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmalı, "parası olanın hizmet aldığı" piyasacı yaklaşımlardan ve kontörlü sayaç gibi uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir. Yerel yönetimlerin ticari bir işletme gibi çalışmaya zorlanması ve vatandaşların "müşteri" konumuna itilmesi, suyun bir kamu hizmeti olma vasfını zedelemektedir. Aksine, yerel yönetimlerin suya erişim konusundaki yetki ve sorumlulukları artırılmalı, su tesislerini işletmek için ihtiyaç duydukları enerji fiyatlarında indirim gibi teşviklerle desteklenmelidir.

Su yönetiminin temel planlayıcı, karar verici ve denetleyici gücü olarak DSİ Genel Müdürlüğünün bilgi birikimi esas alınmalı; yeni ve mükerrer yapılar oluşturmak yerine mevcut kurum mali ve idari yönden güçlendirilerek yetki karmaşasının önüne geçilmelidir.

Önemle vurgulamak gerekir ki taslak metinde yer alan ve suyun mülkiyeti üzerinden "özel su" tanımlamalarına kapı aralayan düzenlemeler, su kaynaklarının şahıs ve şirketlere dolaylı devrine, dolayısıyla kamu zararına yol açacaktır.

Su havzaları idari sınırlar yerine doğal sınırlarına göre yönetilmeli, ekolojik bütünlük içerisinde ele alınmalıdır. Bu bağlamda, iklim krizinin etkileri göz önüne alınarak, havza planlaması yapılmadan verilen HES lisansları iptal edilmeli, içme suyu ve tarımsal ihtiyaçları tehdit eden projelere karşı kamusal bir koruma kalkanı oluşturulmalıdır. Özellikle su kısıtı yaşayan ülkemizde, suyun %77’sinin tarımda kullanıldığı gerçeğiyle, "suya göre tarım" yaklaşımı benimsenmeli; aşırı su tüketen bitkiler yerine kuraklığa dayanıklı türler desteklenmeli ve tarımsal sulamada kapalı sistemlere geçişin teknik planlaması ivedilikle yapılmalıdır.

Kentsel altyapılarda yüksek oranlara ulaşan kayıp ve kaçakların azaltılması, su verimliliğinin artırılması ve sürdürülebilir su yönetimi uygulamalarının yaygınlaştırılması da öncelikli konular arasında yer almaktadır. Yağmur suyu hasadı, atık su geri kazanımı ve yer altı suyu yönetimi gibi uygulamalar desteklenmeli; yer altı suyu rezervleri bilimsel yöntemlerle izlenmeli ve kaçak kullanımlar önlenmelidir.

Özellikle, aşırı su tüketen madencilik faaliyetlerine yönelik cezai yaptırımların sembolik düzeyden çıkarılarak caydırıcı hale getirilmesi ve su transferi çalışmalarının sadece ekonomik değil ekolojik etkilerinin de dikkate alınması bilimsel bir zorunluluktur.

Tüm bu süreçlerin sağlıklı ilerleyebilmesi için, kanun hazırlık çalışmalarının ilgili paydaş kurumların, meslek odalarının, akademinin ve kamuoyunun katılımına açık, şeffaf ve yeterli tartışma süreleri tanınarak yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

Su Kanunu taslağı bu haliyle yasalaşırsa, su yönetiminde önemli değişiklikler yaşanacaktır. Ancak bu değişimlerin toplum açısından bazı ciddi sonuçlar doğurması da muhtemeldir.

Öncelikle, su hizmetlerinin maliyetinin altında fiyatlandırılamayacak olması, özellikle dar gelirli vatandaşlar için su faturalarının artmasına neden olacaktır. Su, temel bir ihtiyaç olmasına rağmen ekonomik bir hizmete dönüşecek ve bu durum sosyal eşitsizlikleri derinleştirecektir.

Taslakta yer alan su tahsisi yetkisinin büyük ölçüde merkezi yönetimlere verilmesi, yerel yönetimlerin ve halkın karar alma süreçlerindeki etkisini azaltacaktır. Bu da suyun kullanımına ilişkin kararların daha merkezi ve yerel ihtiyaçlardan uzak şekilde alınmasına neden olacaktır.

Tarım sektörü açısından bakıldığında, su kullanımına getirilen ölçüm zorunlulukları ve kısıtlamalar küçük çiftçiler için ek maliyet ve bürokratik yük anlamına gelecektir. Bu durum, özellikle kırsal bölgelerde üretim maliyetlerini artırarak tarımsal faaliyetleri zorlaştıracaktır.

Sanayi ve enerji sektörlerine de su tahsisi yapılırken belirli öncelikler tanınması, bazı bölgelerde suyun çevresel ihtiyaçlar yerine ekonomik faaliyetlere yönlendirilmesi riskini doğurması muhtemeldir. Bu da uzun vadede ekosistemlerin zarar görmesine yol açacaktır.

Dünyadaki benzer uygulamalara bakıldığında, bu tür risklerin somut sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Örneğin Şili’de su kaynaklarının özelleştirilmesi sonucunda suya erişim ciddi bir eşitsizlik haline gelmiş ve özellikle kırsal kesimde yaşayan insanlar suya ulaşmakta ciddi zorluklar yaşamıştır. Güney Afrika’da suyun ücretlendirilmesi sonrası bazı bölgelerde halkın suya erişimi kısıtlanmış ve bu durum toplumsal tepkilere neden olmuştur. Hindistan’da ise yer altı sularının yoğun ve denetimsiz kullanımı, birçok bölgede su seviyelerinin ciddi şekilde düşmesine ve kuraklık krizlerine yol açmıştır.

Bu örnekler, su yönetiminde ekonomik ve merkeziyetçi yaklaşımların, yeterli sosyal ve çevresel denge gözetilmediğinde ciddi sorunlara neden olacağını göstermektedir.

Bu çerçevede; Su Kanunu taslağı, su kaynaklarının korunması ve verimli kullanımı açısından önemli hedefler içermekle birlikte, uygulamada sosyal adalet, yerel katılım ve çevresel sürdürülebilirlik ilkelerinin güçlü şekilde gözetilmemesi durumunda halkın günlük yaşamını zorlaştırabilecek sonuçlar doğuracaktır.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak, havza yönetim kurulları gibi karar alıcı mekanizmalarda meslek odalarının temsilcilerinin sürekli katılımının sağlanmasını ve suyun bir rant aracı değil, kamusal bir değer olarak yönetilmesini talep ediyor, bilimin ve tekniğin ışığında, halkımızın su hakkını savunmaya ve sürecin takipçisi olmaya kararlılıkla devam edeceğimizin altını bir kez daha çiziyoruz.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası

Yönetim Kurulu



BOŞ WEB kopyası (1).png

TMMOB
İnşaat Mühendisleri Odası