Taşkın Yönetimi Geçici Müdahalelerle Yapılamaz; Bilimsel, Şeffaf ve Katılımcı Bir Planlama Esas Alınmalıdır
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odasının Tokat Turhal'da yaşanan yoğun yağışlar sonrası oluşan taşkın riskleri hakkında 21 Mayıs 2026 tarihli açıklaması
Eklenme Tarihi: 21/05/2026
Ülkemizin genelinde son dönemde yaşanan yoğun yağışlar ve ilkbahar mevsimiyle birlikte hızlanan kar erimeleri, akarsularımız ile barajlarımızdaki su seviyelerini kritik noktalara ulaştırmıştır. Bugün Yeşilırmak Havzası’nda, özellikle Tokat ili ve çevresinde tam anlamıyla bir "Bileşik Taşkın (Feyezan Üstüne Feyezan)" riski ile karşı karşıyayız. Ne yazık ki, su kaynakları yönetiminde "en kötü senaryo" olarak adlandırılan bu durum karşısında, yetkililerin bilimsel ve kalıcı çözümler yerine, yine son ana sıkıştırılmış geçici müdahalelerle krizi yönetmeye çalıştığını endişeyle izliyoruz.
Altını çizerek belirtmek gerekir ki bugün Tokat’ın Turhal, Erbaa ve Reşadiye ilçeleri başta olmak üzere yerleşim yerlerini korumak için iş makineleriyle, alelacele dere kenarlarına taş ve toprak yığılarak yapılan setler, taşkın yönetim planında belirtildiğini düşündüğümüz yıkılan köprüler mühendislik bilimi açısından kalıcı ve etkili çözümler değildir.
Hidrolik hesabı yapılmadan, standart dışı dolgu malzemesi, killi ve kumlu gevşek toprakla yapılan bu acil setler, yüksek su basıncına maruz kaldığında içeriden sızma ve borulanma yaparak hızla yıkılma riski taşır. Ayrıca, hırçın akan nehir suyu bu gevşek malzemeyi aşındırıp götürerek suyun çamur yoğunluğunu artırabilir, ilerleyen bölgelerdeki köprü ayaklarında birikerek yapay tıkanmalara neden olabilir ve taşkının olumsuz etkisini daha da artırabilir.
Bilindiği kadarıyla Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından "Yeşilırmak Havzası Taşkın Yönetim Planı" hazırlanmıştır. Bilindiği kadarıyla diyoruz çünkü bu hayati planların tam metinleri kamuoyuna ve bizler gibi meslek kuruluşlarına kapatılmış, sınırlı bilgi içeren "yönetici özetleri" sunulmuştur. Oysa bu metinler, ilgili kuruluşların sorumluluğunu, hangi süreçte ne gibi tedbirler alması gerektiğini gösterdiği gibi, bölgede yaşayan yurttaşların karşı karşıya bulundukları tehlikeler ve bu tehlikelere karşı bilinçlenmesi yönünden de büyük önem taşımaktadır.
Biliyoruz ki bugün sular altında kalma tehlikesi yaşayan Turhal, Erbaa ve Reşadiye’de riskler aslında o gizlenen planlarda çoktan öngörülmüş olmalıydı. Sormak istiyoruz: Madem bu planlar vardı, neden hayati tehlike kapıya dayanana kadar öngörülen tedbirler devreye alınmadı? Planların sümen altı edilmesi ve gereğinin zamanında yapılmaması yüzünden bugün şehirlerimiz su tehdidi altındadır.
Özellikle havza yönetim planlarının kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması büyük önem taşımaktadır. Taşkın planlamaları yalnızca idari süreçler olarak değil; bilimsel veriler, yerel ihtiyaçlar ve teknik uzmanlık temelinde yürütülmelidir. Bu nedenle planlama çalışmaları yapılırken ilgili meslek odalarının, üniversitelerin ve uzman kurumların görüşleri mutlaka alınmalı, bölge halkı alınacak tedbirlere ilişkin bilgilendirilerek sürece dahil edilmelidir.
Ne yazık ki devlet yönetiminin anlayışı, bir bölgeyi ancak su bastıktan ve büyük zararlar oluştuktan sonra "Afet Bölgesi" ilan edip oraya bütçe ayırmak üzerine kuruludur. Oysa çağdaş mühendislik aklı, afet sonrası yara sarmayı değil, afet meydana gelmeden önce risk azaltıcı önlemleri almayı ve yatırımları yapmayı gerektirir.
Yerleşim yerlerinden geçen taşkın koruma tesislerine ilişkin projeler Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanmakta, ancak kamulaştırma işlemleri mevcut mevzuat gereği ilgili yerel idareler tarafından yürütülmektedir. Özellikle kamulaştırma maliyetlerinin yüksek olduğu bölgelerde, proje kesitleri belirlenirken ekonomik kaygılar ön plana çıkmakta; bu durum doğal dere yataklarının daraltılmasına ve taşkın güvenliğinin uzun vadede zayıflamasına neden olabilmektedir.
Taşkın riskinin azaltılması, can ve mal güvenliğinin korunması ve projelerin teknik açıdan daha sağlıklı uygulanabilmesi amacıyla, taşkın koruma tesislerine ilişkin kamulaştırma bedellerinin merkezi bütçeden karşılanması büyük önem taşımaktadır. Böylece projeler, yalnızca maliyet odaklı değil; havza bütünlüğünü, hidrolik gereklilikleri ve kamu güvenliğini esas alan daha sürdürülebilir bir anlayışla hazırlanabilecektir.
Yerleşim alanlarında bulunan mevcut taşkın koruma tesislerinin de yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Artan yapılaşma, değişen yağış rejimleri, kontrolsüz kentleşme ve yetersiz altyapı nedeniyle geçmişte yapılan birçok taşkın tesisi günümüz ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiştir.
Dere yatakları, menfezler, köprü geçişleri ve taşkın kanalları hidrolik kriterler dikkate alınarak yeniden değerlendirilmeli, havza bazlı planlama anlayışı güçlendirilmeli, dere yatakları korunmalı, erken uyarı sistemleri yaygınlaştırılmalı ve kentleşme politikaları doğal su rejimine uygun şekilde düzenlenmelidir.
Yaşanan bu süreç, ülkemizin köklü kurumlarından Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğünün taşıdığı devasa birikim ve geçmiş tecrübenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. DSİ, taşkınla mücadele gibi kritik konularda önemli bir kurumdur. Ancak kurumun teknik kapasitesi, planlama yetkisi ve bütçesi son yıllarda zayıflatılmış, taşkın koruma projeleri yerel yönetimlerin insafına veya ekonomik kaygılara terk edilmiştir. DSİ’nin uygulama gücü artırılarak taşkın yönetiminde merkezi ve koordineli bir yapı oluşturulmalıdır.
Yeşilırmak Havzası’nda gelişen bu birleşik taşkın süreci, havza bazlı taşkın yönetim planlarının bir an evvel otomasyon ve anlık ölçüm sistemleriyle birlikte eksiksiz uygulanmasının ne kadar hayati olduğunu göstermektedir. Bu durum sadece Yeşilırmak için değil, yurdumuzun tüm akarsu havzaları için acil bir uyarı alarmıdır.
Aşırı yağışların ve kar erimelerinin yarattığı bu hayati sürecin, herhangi bir can kaybı ve ağır hasar yaşanmadan atlatılması en büyük temennimizdir. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak, sahadaki riskleri yakından takip ettiğimizin, bilimsel ve teknik doğruları her platformda savunmaya devam edeceğimizin ve yetkililerle gerekli iş birliği içinde olmaya hazır bulunduğumuzun bilinmesini isteriz. Bu zorlu süreçte canla başla çalışan tüm teknik personele de teşekkür ederiz.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu
“Yeşilırmak Havzası Kapsamında Mayıs 2026’da Yaşanan Yoğun Yağışlar Sonrası Oluşan Taşkın Risklerinin Belirlenmesine Yönelik Ön Değerlendirme Raporu”na erişmek için tıklayınız.
