Deprem Güvenliği Genellemelerle Değil, Yapıya Özel Bilimsel Verilerle Değerlendirilmelidir!
Değerli Kamuoyu,
Şubemiz tarafından hazırlanan, son günlerde kamuoyunda yer alan zemin ve deprem güvenliği değerlendirmelerine ilişkin "Deprem Güvenliği Genellemelerle Değil, Yapıya Özel Bilimsel Verilerle Değerlendirilmelidir!" başlıklı basın açıklamamızın aşağıda olup, bilgilerinize saygılarımızla sunarız.
Deprem Güvenliği Genellemelerle Değil, Yapıya Özel Bilimsel Verilerle Değerlendirilmelidir!
Değerli kamuoyu,
Son günlerde deprem güvenliği ve zemin koşullarına ilişkin kamuoyunda yapılan değerlendirmeler nedeniyle, toplumun doğru ve bilimsel bilgilerle bilgilendirilmesi amacıyla bu açıklamanın yapılması gerekli görülmüştür.
Deprem riski; zemin, yapı ve deprem tehlikesinin birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok disiplinli bir mühendislik konusudur. Bu nedenle herhangi bir ilin veya ilçenin tamamı için "zemini oldukça uygundur", "zemini sağlamdır" ya da "zemini elverişsizdir" şeklinde yapılacak genel değerlendirmelerin bilimsel bir karşılığı bulunmamaktadır.
Yürürlükteki deprem yönetmelikleri bu nedenle her yapı için parsel bazında zemin ve temel etüdünü zorunlu kılmaktadır. Aynı mahallede, aynı cadde üzerinde hatta yan yana bulunan iki parsel dahi farklı jeolojik özelliklere, yeraltı suyu koşullarına ve deprem davranışına sahip olabilmektedir. Zemin davranışının bu kadar kısa mesafelerde değişebildiği bilimsel olarak ortaya konulmuşken, il veya ilçe ölçeğinde yapılacak genellemelerin mühendislik açısından sağlıklı bir dayanağı bulunmamaktadır.
Mikrobölgeleme çalışmaları kent ölçeğinde planlama ve risk değerlendirmeleri açısından önemli bir altlık oluşturmakla birlikte, güvenli yapılaşmanın temelini parsel bazında gerçekleştirilen geoteknik etütler oluşturmaktadır. Her yapının oturacağı zeminin mühendislik özellikleri, zemin-yapı etkileşimi ve gerektiğinde uygulanacak zemin iyileştirme yöntemleri ilgili yönetmelikler doğrultusunda değerlendirilmelidir. Bunun yanında sıvılaşma, ani oturma, konsolidasyon, diferansiyel oturma, taşıma gücü kaybı, deprem sırasında yumuşama, kamufle olmuş dere yatakları ve yapay dolgular gibi riskler de ancak ayrıntılı parsel bazlı çalışmalarla ortaya konulabilmektedir. Depreme dayanıklı kentleşmenin temel şartı da bu bilimsel yaklaşımın eksiksiz uygulanmasıdır.
Türkiye'nin son yüz yıllık deprem geçmişi bu gerçeği açık biçimde ortaya koymaktadır. Depremlerin kaydedilebildiği yaklaşık son 100 yılda büyüklüğü 7 ve üzeri olan 14 büyük deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde ağır can ve mal kayıplarının önemli bir bölümü; genç alüvyon çökeller üzerinde gelişmiş, çoğunlukla şehir merkezlerinin bulunduğu vadi merkezlerinde ve tabanlarında gerçekleşmiştir.
Bunun temel nedeni yalnızca faya olan uzaklık değildir. Bilimsel çalışmalar; zemin büyütmesi (site amplification), vadi etkisi (valley effect), basen etkisi (basin effect), sıvılaşma, yumuşama ve diğer yerel zemin koşullarının deprem hareketini önemli ölçüde değiştirdiğini ve hasarın dağılımını doğrudan etkilediğini göstermektedir. Kahramanmaraş, İzmit, Düzce, Van ve Elazığ depremlerinden elde edilen deneyimler bunun en somut örnekleridir.
Eskişehir de bulunduğu deprem tehlikesi, genç jeolojik formasyonları, alüvyon zeminleri, yeraltı suyu koşulları ve geniş vadi yapısı nedeniyle yerel zemin davranışlarının ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gereken kentlerimizden biridir. Bu durum herhangi bir kaygı oluşturmak için değil, bilimsel veriler ışığında doğru planlama yapılabilmesi açısından önem taşımaktadır.
İnşaat mühendisliğinde bugün gelinen bilgi düzeyi göstermektedir ki, zemin türü ve zeminin deprem sırasındaki davranışı, yapı tasarımını doğrudan etkileyen temel mühendislik parametrelerinden biridir. Bu nedenle yapı güvenliğinin yalnızca yapı kalitesi ya da yalnızca zemin üzerinden değerlendirilmesi eksik ve yanıltıcı olacaktır. Güvenli yapı; doğru zemin etüdü, doğru mühendislik tasarımı, doğru malzeme ve doğru uygulamanın birlikte sağlanmasıyla mümkündür.
Bir ilin veya ilçenin tamamı için zemin uygunluğu ya da uygunsuzluğu yönünde yapılacak genel değerlendirmelerin bilimsel temeli bulunmamaktadır. Bu tür açıklamalar toplumda yanlış güven duygusu ya da gereksiz endişe oluşturma riski taşımakta, olası sonuçlarının sorumluluğu ise oldukça ağır olmaktadır.
Deprem gibi toplumun tamamını ilgilendiren teknik konularda kamuoyunun; jeoloji, jeofizik, ve inşaat mühendisliğinin ilgili disiplinlerinin akademisyenleri, uzman mühendisleri ve meslek odalarının ortak değerlendirmeleri doğrultusunda bilgilendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bilimsel uzmanlık alanı dışında yapılacak yorumların kamuoyunu yanlış yönlendirme ihtimali göz ardı edilmemelidir.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi olarak, toplumun can güvenliğini ilgilendiren her konuda bilimsel gerçekleri savunmayı ve kamuoyunu doğru bilgilerle aydınlatmayı temel sorumluluğumuz olarak görmekteyiz. Aynı sorumluluğun ilgili tüm mühendislik disiplinleri ve bilim çevreleri tarafından ortak şekilde taşınmasının, afetlere dayanıklı kentler oluşturma hedefi açısından büyük önem taşıdığına inanıyoruz.
Deprem güvenliği konusunda en doğru yaklaşım; kişisel değerlendirmeler değil, bilimsel veriler, mühendislik ilkeleri ve ilgili uzmanlık disiplinlerinin ortak aklı doğrultusunda hareket etmektir.
Saygılarımızla,
TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI
ESKİŞEHİR ŞUBESİ