17 AĞUSTOS’TAN 6 ŞUBAT’A: DEPREM RİSKİNİ AZALTMAK, GÜVENLİ KENTLER İNŞA ETMEK

Eklenme Tarihi: 17/08/2026

17 AĞUSTOS’TAN 6 ŞUBAT’A:
DEPREM RİSKİNİ AZALTMAK, GÜVENLİ KENTLER İNŞA ETMEK

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nin üzerinden 27 yıl geçti. Türkiye'nin bir deprem ülkesi olduğu artık herkesin bildiği bir konu olmasına rağmen, yaşanan her büyük deprem, bilimsel bilgi ve mühendislik birikimine rağmen afet risklerinin yeterince azaltılamadığını da göstermektedir.
17 Ağustos 1999'dan 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlere uzanan süreç, sorunun yalnızca deprem tehlikesi olmadığını; yapı stokumuzun, kentleşme anlayışımızın, yapı üretim ve denetim süreçlerimizin deprem karşısındaki risk düzeyimizi belirleyen temel unsurlar olduğunu göstermiştir.

17 Ağustos 1999 Depremi’nden sonra Türkiye'nin afet politikalarına yönelik kamu kurumları, üniversiteler ve meslek odaları tarafından çok sayıda bilimsel çalışma, rapor ve eylem planı hazırlanmıştır. Ancak aradan geçen yıllara rağmen bu çalışmaların önemli bir bölümü uygulamaya yeterince yansımamış, özellikle yapı stokunun güvenli ve kentlerin dirençli hale getirilmesi konusunda beklentiler yetersiz kalmıştır.

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri, yıllardır dile getirilen bu uyarıların dikkate alınmamasının ağır sonuçlarını açık biçimde ortaya koymuş; 11 ili etkileyerek büyük bir yıkıma yol açmıştır. Depremin ortaya çıkardığı tablo, afet yönetiminin yalnızca deprem sonrasındaki arama-kurtarma ve yardım faaliyetlerinden ibaret olmadığını; asıl önceliğin deprem meydana gelmeden önce riskleri azaltmak olması gerektiğini bir kere daha göstermiştir.

Depremin nerede, ne zaman ve hangi büyüklükte meydana geleceğini önceden öngörmek mümkün olmasa da, deprem kaynaklı can ve mal kayıplarını azaltmak mümkündür. Yıkımın boyutunu yalnızca depremin büyüklüğü değil; yapıların dayanıklılığı, zemin koşulları, mühendislik hizmetlerinin niteliği, yapı denetiminin etkinliği, kent planlaması ve afetlere hazırlık düzeyi gibi birçok unsur belirlemektedir.

Türkiye’de milyonlarca yapının risk taşıdığı bilinmesine rağmen, mevcut yapı stokunun risk düzeyini ortaya koyan kapsamlı ve güncel bir envanter henüz oluşturulamamış olması dikkat çekicidir. Hangi yapıların öncelikli olarak müdahale edilmesi gerektiğinin belirlenmesi için yapı envanterinin bir an önce sağlıklı bir şekilde oluşturulması önem taşımaktadır. Riskin doğru ve sağlıklı verilerle ortaya konmadığı sürece kaynakların etkin kullanılması mümkün değildir.

Kentsel dönüşüm ise yalnızca riskli yapıların yıkılıp yerine yenilerinin yapılması olarak ele alınmamalıdır. Kentsel dönüşüm, yapı güvenliğiyle birlikte zemin koşullarını, nüfus yoğunluğunu, ulaşım ve altyapıyı, acil ulaşım güzergâhlarını, toplanma ve barınma alanlarını, eğitim ve sağlık tesislerini bir bütün olarak ele alan kamusal bir planlama sürecidir ve temel ölçütü deprem riski ve toplumun güvenliği olmalıdır.

Özellikle depremini bekleyen kentimiz İstanbul açısından riskin yüksekliği, uzmanlar tarafından defalarca dillendirilmiştir. 23 Nisan 2025 tarihinde Marmara Denizi Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 Mw büyüklüğündeki deprem, İstanbul'un olası büyük bir depreme karşı hazır olmadığını da işaret etmiştir. Bu nedenle deprem tehlikesinin zamanı ve büyüklüğünden çok, mevcut risklerin belirlenmesi, azaltılması ve kentlerin afetlere karşı dirençli hale getirilmesi öncelikli olmalıdır.

Deprem güvenliğinin temel koşullarından biri, yapı üretiminin bütün aşamalarında mühendislik hizmetlerinin eksiksiz yerine getirilmesidir. Proje ve zemin araştırmalarından taşıyıcı sistem tasarımına, malzeme kalitesinden şantiye uygulamalarına ve yapı denetimine kadar tüm süreçler bir bütün olarak ele alınmalıdır. Şantiye şefliği, yapı denetimi ve mühendislik hizmetleri yalnızca mevzuatın gerektirdiği formaliteler olarak görülmemeli; doğrudan kamu güvenliği kapsamında değerlendirilmelidir. Yapı denetiminin bağımsızlığı ve etkinliği güçlendirilmeli, mühendislerin görevlerini gerektiği gibi yerine getirebilecekleri çalışma koşulları sağlanmalı ve mesleki yetkinlik mekanizmaları geliştirilmelidir.

6 Şubat Kahramanmaraş depremleri, afet yönetiminde asıl hedefin afet sonrasında müdahale etmek değil, afet öncesinde riskleri azaltmak olması gerektiğini ortaya koymuştur. Afet anında hayati önem taşıyan toplanma alanları, ulaşım güzergâhları, sağlık ve eğitim tesisleri ile enerji ve haberleşme altyapısının güvenliği önem taşımakla birlikte, bu yapı ve sistemlerin afet sonrasında da hizmet verebilmesi güvence altına alınmalıdır.

Toplanma alanları yalnızca boş alanlar olarak değil, afet sonrasında geçici barınma ve temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip alanlardır. Afetlere dirençli kent anlayışı, yalnızca güvenli yapıların oluşturulmasını değil; afet sonrasında temel hizmetlerin sürdürülebilmesini sağlayacak güçlü bir altyapı ve planlama sisteminin oluşturulmasını da beraberinde getirir.
17 Ağustos 1999'dan 6 Şubat 2023'e ve bugüne uzanan süreç, Türkiye'nin deprem riskini azaltmak için hangi adımların atılması gerektiğinin büyük ölçüde bilindiğini göstermektedir. Artık temel sorun ne yapılacağının bilinmemesi değil, bilinen risklere karşı gerekli adımların zamanında ve kararlı biçimde atılmasıdır. Bu nedenle ülke çapında güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulmalı, riskli yapılar bilimsel kriterlerle belirlenerek önceliklendirilmelidir. Kentsel dönüşümün önceliği, ekonomik getiriden ziyade deprem riskinin azaltılması, can güvenliğinin sağlanması ve toplum yararının korunması olmalıdır. Yapı üretiminin tüm aşamalarında mühendislik hizmetleri güçlendirilmeli; yapı denetimi etkin, bağımsız ve kamu yararını gözeten bir anlayışla yürütülmelidir. Kent planlaması, altyapı yatırımları ve yeni yapılaşma kararları ise afet riskleri bütüncül biçimde değerlendirilerek gerçekleştirilmelidir.
17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 depremlerinde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz. Onlara karşı sorumluluğumuz, yaşanan acılardan ders çıkararak aynı kayıpların yeniden yaşanmaması için gerekli önlemleri bugünden almaktır.

Deprem tehlikesini ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, bilimsel bilgi ve mühendislik uygulamaları temelinde yürütülecek etkin risk azaltma çalışmalarıyla depremin yıkıcı sonuçlarını ve can ve mal kayıplarını önemli ölçüde azaltmak mümkündür.

TMMOB
İnşaat Mühendisleri Odası
İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu


  • 2026.08.17-deprem.jpeg


TMMOB
İnşaat Mühendisleri Odası