Eğitim Yapılarının Güvenliği Kamusal Bir Sorumluluktur; Mühendislik Hizmetleri Halkın İhtiyaçlarına ve Mevzuata Uygun Yürütülmelidir
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu tarafından, eğitim yapılarının afetlere hazırlıklı hale getirilmesi konusunda, 16 Eylül 2026 tarihinde yapılan açıklama.
Eklenme Tarihi: 16/09/2026
Millî Eğitim Bakanlığı İnşaat ve Emlak Genel Müdürlüğü ile 15 üniversite arasında, Bakanlığa bağlı eğitim kurumlarının afetlere karşı dirençliliğinin artırılması, mevcut afet risklerinin tespit edilmesi ve risklerin azaltılmasına yönelik çalışmaların yürütülmesi amacıyla imzalanan protokol, 3 Eylül 2026 tarihinde Bakanlığın internet sitesinden kamuoyuna duyurulmuştur.
Açıklamaya göre protokol kapsamında Türkiye genelindeki 81 il çalışma bölgelerine ayrılmış; eğitim yapılarında yerinde ve ayrıntılı teknik incelemeler, bina performans analizleri, malzeme ve zemin incelemeleri, hasar tespit çalışmaları ile güçlendirme, büyük onarım ve tadilat projelerinin hazırlanması ve kontrolü gibi çalışmaların üniversiteler tarafından yürütülmesi öngörülmüştür. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada bugüne kadar yaklaşık 900 okul binasının incelendiği ve 396 bina hakkında yıkım kararı verildiği de belirtilmiştir.
Öncelikle belirtmek isteriz ki; çocuklarımızın, gençlerimizin ve eğitim emekçilerimizin can güvenliğini doğrudan ilgilendiren okul binalarının deprem ve diğer afet risklerine karşı dayanıklı hale getirilmesi son derece yerinde, gerekli ve geciktirilemez bir adımdır. Binaların bilimsel ve teknik ölçütlerle incelenmesi, riskli yapıların belirlenerek güçlendirme veya yenileme süreçlerinin başlatılması kamusal bir zorunluluktur. Çünkü güvenli yapılarda yaşamak ve eğitim görmek bir ayrıcalık değil, Anayasal yaşam hakkının gereğidir.
Ancak bu çalışmaların taşıdığı kamusal önem kadar, üniversitelerin bu süreçte üstleneceği rolün bilimsel danışmanlık ve akademik katkı sınırları içinde kalması; doğrudan mühendislik hizmetlerinin uygulayıcısı konumuna getirilmemesi de önem taşımaktadır.
Anayasa’nın 130. ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun ilgili maddeleri uyarınca üniversitelerin temel görevi; eğitim-öğretim yürütmek, bilimsel araştırma yapmak ve bilgi üretmektir. Kanun’un 37. maddesi üniversitelere bilimsel görüş ve danışmanlık verme imkânı tanımakla birlikte; bu düzenleme, üniversitelerin piyasada faaliyet gösteren birer mühendislik, proje veya danışmanlık firması gibi hareket etmesine imkân vermez. 81 ilde binaların tek tek taranması, saha incelemeleri, malzeme-zemin testleri ve güçlendirme projelerinin yapılması doğrudan Serbest İnşaat Mühendisliği faaliyetidir. Üniversiteler bilimsel danışmanlık sınırını aşarak rutin mühendislik hizmetlerinin doğrudan uygulayıcısı konumuna getirilmemelidir.
Ayrıca protokolle öngörülen hizmetlerin döner sermaye veya teknokent şirketleri aracılığıyla yürütülüp yürütülemeyeceği hususu da açıklığa kavuşturulmalıdır. 4691 sayılı Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu kapsamında bir faaliyetin AR-GE niteliği taşıyabilmesi için özgün bir teknolojik çıktı, yeni bir ürün, sistem veya yöntemin geliştirilmesi gibi yenilikçi unsurlar içermesi gerekmektedir. Oysa mevcut yapılardan karot alınması, donatı tespiti yapılması, yapı performansının değerlendirilmesi ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde güçlendirme projelerinin hazırlanması inşaat mühendisliği hizmetleri kapsamındadır. Bu nedenle, niteliği itibarıyla mühendislik faaliyeti olan hizmetlerin “AR-GE” kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
Sonuç olarak; kamu gücü ve kamu kaynaklarından doğan imkânların, serbest çalışan inşaat mühendisleri ile tescilli mühendislik büroları açısından rekabet koşullarını bozacak, mesleki faaliyet alanlarını daraltacak ya da belirli aktörler lehine ayrıcalıklı bir yapı oluşturacak biçimde kullanılmaması gerekmektedir. Kamu idarelerinin tüm işlem ve uygulamalarında eşitlik, kamu yararı, ölçülülük ve hukuka bağlılık ilkelerini gözetmesi zorunludur.
Bu çerçevede, söz konusu Protokolün ilgili mevzuata, mesleki yetki ve sorumluluk esaslarına ve yükseköğretim kurumlarının kuruluş amaçlarına uygun hâle getirilmesi, üniversitelerin bu süreçteki rolünün bilimsel ve akademik danışmanlık sınırları içerisinde tutulması gerekmektedir.
İnşaat Mühendisleri Odası olarak, çocuklarımızın ve gençlerimizin güvenli yapılarda eğitim görmesini sağlayacak, bilimsel ve teknik esaslara dayanan her türlü çalışmayı desteklediğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
Ancak yapı güvenliği için atılacak adımların da bilimsel ve teknik ilkelere uygun, şeffaf, kamu yararını gözeten ve hukuk devleti ilkelerine uygun, mesleğimizin hak ve yetkilerini, serbest mühendislik faaliyetinin temel ilkelerini yok saymayan bir anlayışla yürütülmesi zorunludur.
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası tarafından, Millî Eğitim Bakanlığına gönderilen yazı için tıklayınız.
